SAVAŞIN ÇOCUKLARI MİSKETLE OYNAMAZ

2–4 dakika

oku

Sokağa çıkma yasakları ve çatışmalar sonrasında bilinen rakamlara göre doğuda 80’dan fazla, Diyarbakır ilinde 30’dan fazla çocuk öldürülmüştür.” 2015

Misket denildiğinde bir oyuncak gelir çoğu insanın aklına; fakat kimi insanlar için düştüğü yerde patlayan ve gaz yayan bir savaş nesnesi, bir silahtır. Bu silah ülkemizin doğusunda, Diyarbakır’da, şehrin herhangi bir yerinde karşınıza çıkabilir. Şekere, oyuncağa benzeyen bu silahın Diyarbakır’da yaşayan bir çocuk oyuncak olmadığını bilir. Ne uğruna yaşadığını bilmesi için o silahı tanıması gerekmektedir.  Taşın, toprağın, tomanın, akrebin, tüfeğin,  askerin, asker ailelerine verilen şehit tebligatlarının birer oyuncak olmadığını, savaşın çocuklara ait bir oyun olmadığını da yaş aldıkça bileceklerdir. 

Peki, şimdi bu çocuklar ne yapacaklar ya da yapamayacaklar?

Okul öncesi çocuklar, ölümün nasıl bir kayıp olduğunu tam olarak anlayamadıkları için yakın çevrelerindekilerin ölme ihtimalini, evlerinden çıkıp bodrumlara yerleşme hallerini, eskiden rahatlıkla gittikleri çarşı, pazara girişlerin yasaklanmasını anlamlandıramayacaklar. Anlamlandıramadıkları şeyler arttıkça, karmaşık bir hal aldıkça, kendilerinden katlarca büyük bu dünyada çok daha fazla korku duyacaklar. Bu korkuyu dönüştüremedikçe, içlerinde işleyemedikçe onu dışarı atmaya çabalayacaklar. Bu korkuyu sindirmeye çabalarken belki daha çok susacak belki, gün içinde başa çıkamadıkça geceleri uykusu kaçacak, altına kaçıracak, belki de bebekliğine dönmek isteyip korktuğu zaman en çok yanında bulabildiği nesneyi arayacak; belki memeyi, parmağını, emziğini, annesini… Bunun elbet bir yolunu bulacak, belki erkenden büyüyüp çocukluğunu gelişim evrelerinin bir yerinde duraklatacak.

En iyi ihtimalle tüm karşılaştıklarının oyununu oynayacak, korku nesnesine sahip olma yahut korkuyu yok eden dev adamların arasına karışmanın hayalini kuracak. Önce güçlenmek için oynayacak, oynamayı, korkuyu, üzüntüyü  dönüştürebilmeyi becerirse minik taşlarını dizdiği kimliğini kendinden hallice  bir şekle sokacak.

Çocuk acıyı oyunla dönüştürecek, iyileşmek için yine sokağa dönecek.

“Dönüştürmek”, kelimesi acının yükünü ne kadar taşır?

Çocuk kendi yaşamsal bütünlüğünün bizzat bozulmasına maruz kalmadıysa dahi, tanık olduğu travmatik olaylara, çevresinde oluşan kaygıya, belki tutulan yaslara karşı bir yerde duracak. Kimliğinin inşaasının konumlandığı bu yer, savaş ortamına maruz kalan sosyal çevrenin bir arada durma ve mücadele yöntemlerine, çocukların, ailelerin acıyı dönüştürme yöntemlerine, kültürel özelliklerinde, bireyin kendi nöroplastisitesine, savunma yöntemlerine, ruhsal ve sosyal destek sistemlerine göre değişebilir. 

Korku nesnesini alt etmek veya ona itaat etme arasında gitgellerle dolu bir yaşamı sürdürürken, savaşın çocuklarını yerdeki kaldırım taşını söküp korku nesnesini yok etmeye veya korku nesnesinin bizzat kendisi olmaya götüren hayallerini kim yargılayabilir? 

Gelişmsel bakış açısına göre; savaşın okul çağı çocuğu ise henüz otorite figürleri tarafından tanınmak arzusunda olmak isteyecektir. Bir yandan da arzuların bastırıldığı en yoğun dönemdeki bu çocuklar toplumun kabul ettiği otorite figürlerini tanımlamada yoğun kafa karışıklığı yaşayabilir. Örneğin, 2015’te, bölgede 756 okul boşaltılmış, bölgeyi terk eden 8729 öğretmen olduğunu bilen bir okul çağı çocuğu yarayı, acıyı iyileştiren doktor veya hemşirenin, dünyanın bilgisine sahip bir öğretmenin daha büyük otorite tarafından nasıl da yok edilmek istendiğini anlama konusunda bocalayacaktır. Ona şifa ve zihin açıklığı vermek üzere inşaa edilmiş olan sağlık ocakları, eğitim kurumlarının neden karargaha dönüştürüldüğünü anlamak için en iyi ihtimalle, yaklaşık 10 yaşına kadar bir savaş oyununun içinde kalacaktır. .

Yaşamsal alana ait sınırların tehdit edildiği bir ortamda bireysel sınırlarını çizmeye meraklı, ölüme rağmen yaşamı savunacak kadar genç ve yaşama arzusu ile dolu genç yetişkin grubunun, savaş bölgesinde kendine bir mevzi, bir alan aramayacağı düşünülemez. Bu mevziler bölge halkının yanında veya karşında olsa da var olacaktır. Genç, bir otorite tarafından öldürülmeye kafa tutma uğruna kendi ölümünü kurgulayabilecek kadar yaşama arzusundadır.  Genç yetişkinin hayatında savaş, ölüm ve yaşam sorunsalı yine en iyi ihtimalle seçeceği toplumsal kimlik, meslek gibi alanlarda bir şekilde yüceltilmiş olacaktır.

Sonuç olarak, yetişkinlerin savaş oyununda, ticari anlaşmalarda halklar satılacak, dinler satılacak, çocuklar, gelecek öldürülmüş olacaktır.

“Çocukluğunuz öldürüldü mü sizin? Bu savaşta yalnız çocuklarımız değil; çocukluklarımız da öldürülüyor.”***

***Diyarbakır’da yaşayan bir anne.

öZdE

Yorum bırakın